|
ROMAN NEDİR?
İnsanın veya çevrenin karakterlerini, göreneklerini
inceleyen, serüvenlerini anlatan, duygu ve tutkularını
çözümleyen, kurmaca veya gerçek olaylara dayanan uzun edebî
türe ve bu türde yazılmış eserlere roman denir. Türkçe'ye
Fransızca'dan geçmiştir.
Belli bir tarihsel ya da coğrafi çevre içindeki belli bir
kişi ya da bir grup insanın başından geçenleri, bu insan ya
da insanların iç ve dış yaşantılarını belli bir kronolojik,
mantıksal, duygusal ya da sanatsal ilişkiyi gözeterek
öyküleyen ve belli bir uzunluğu aşan anlatılar için
kullanılan edebi terimdir. Edebi türler içinde en yenisidir.
Çünkü matbaanın bulunması ve kentsoylu bir okur kitlesinin
ortaya çıkmasından sonra gelişmiştir.
Tanımlanması zor bir edebi türdür. Gelişmesini tamamlamamış
tek türdür denebilir. Bunun bir nedeni romanın tarihsel
koşullara bağlı olması, diğer nedeni ise yazarına geniş bir
özgürlük ve deney alanı bırakmasındandır. Romanın ataları
arasında nesirsel özellikler taşıyan Petronius’un Satyricon
(1’inci yüzyıl) ve Apuleius’un Metamorphoseon’u (2’nci
yüzyıl) gösterilir. Roman düzyazıyla yazılır. Anlatılan
olaylar kahramanlık öyküleri değil, sıradan insanların
günlük yaşantılarıdır. Anlatılan olaylar, saraylar ve savaş
alanları gibi destansı mekanlarda değil, sokaklar, evler,
meyhaneler gibi sıradan mekanlarda geçer. Olaylara yön veren
tanrılar değil, kişilerin kendi tutum, davranış, duygu ve
düşünceleridir. Kullanılan dil, nazım türlerinde olduğu gibi
ağdalı değil günlük ve sıradandır.
Roman tarihe en bağlı edebiyat türüdür. Toplumsal, politik
olaylar gelişmelerle de yakın ilişkidedir. Romanın tarihe
bağlı oluşu, çok köklü bir geçmişi olmayan yeni bir sınıfın,
yani burjuvazinin kendine tarih içinde bir geçmiş, şimdi ve
gelecek kurma çabasından doğmuş olmasında yatar. 18. yüzyıl
romanlarının çoğu, burjuvazinin aristokrasiye karşı
mücadelesinde kullanılmak üzere kaleme alınmış metinler
gibidir.
Roman, işte bu nedenle, felsefe ve sanattan boş inançları
kovmak ve bunların yerine akıl ve gerçeği geçirmek isteyen
bir kültürel dönüşümün ürünüdür. Bu nedenle toplumların
gelişimine, yani tarihe kopmaz biçimde bağlıdır. İnsanı,
öncelikle toplumsal ve tarihsel bir varlık olarak konu alan
ilk sanat türüdür.
Romanlar konu, üslup, yazıldığı dönem bakımından çeşitli
türlere ayrılabilir.
Üslup bakımından "romantik roman", "gerçekçi roman",
"doğalcı roman", "estetik roman", "izlenimci roman",
"dışavurumcu roman", "yeni roman" türleri sayılabilir.
Üslup Bakımından
Romantik Roman
Kişilerin duygularını, arzularını, düşüncelerini yalnızca
kendilerine ait, içten gelen doğal ve gerçek olgular gibi
görür. Örneğin Sir Walter Scott’un tarihsel romanları, Jean-Jacques
Rousseau’nun eserleri ve Goethe’nin Genç Werther’in Acıları
romanı gibi.
Gerçekçi Roman
Romantik romandan ayrı olarak kuru ve kuşkucu bir anlatım ve
düşünce yapısı taşır. Balzac ve Stendhal’in romanları bu
üsluptadır.
Doğalcı Roman
Üslup bakımından gerçekçi romana benzer. Olanın olduğu gibi
yazılmasını öngörür. Emile Zola ve Guy de Maupassant
romanları doğalcı romanlardır.
Estetik Roman
Belli biçim ve anlatım kaygıları ile yazılmış romanlardır.
Gustave Flaubert estetik romanın en önemli yazarıdır.
İzlenimci Roman
Diğer üsluplardan ayrı olarak eşyanın ve dış olayların kendi
nesnel gerçeklikleriyle insanların bunları algılama
biçimleri arasındaki farkları ortaya çıkarmaya yönelir. Yani
dış gerçeklerden çok, duyu ve duygulara, iç yaşantının
betimlenmesine öncelik verir. Ford Madox Ford’un romanları
izlenimciliğin en sistemli ürünleridir.
Dışavurumcu Roman
20. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Dışavurumculuk toplumsal
kimliklerin reddedilmesi ve insan yaşamını belirleyen toplum
karşıtı ya da uygarlık karşıtı güçlerin öne çıkarılmasıyla
belirlenir.Dostoyevski,Franz Kafka,Samuel Beckett ve Bertold
Brecht’in romanları bu türün örneklerindendir.
Yeni Roman
Aslında dışavurumculuğun izlerini taşır. Özellikle 1930
sonrasında ilk örnekleri görülmeye başlandı. Kendisinden
önceki akımlardan hiçbirine benzemeyen, yazma deneyini,
hatta romanın olanaksızlığını romanın asıl konusu haline
getiren romanlardır. Yeni roman, yazma eyleminin kendisini
sorgulamaya yönelir. Alain Robbe-Grillet, Michel Butor,
Claude Simon, Philippe Soller, Julio Cortazar gibi yazarlar
bunu denemişlerdir.
Konu Bakımından
Konusu bakımından roman "tarihsel roman pikaresk roman
duygusal roman, gotik roman, ruhbilimsel roman töre romanı,
oluşum romanı" türlerine ayrılır.
Tarihsel Roman
Uzak bir geçmişte yaşanan olayları konu alır. Ama tarihten
daha derinlerde yatan insanla ilgili daha evresel bir
gerçeği araştırmak amacıyla da yazılmış olabililer. Tarihi
romanların örnekleri arasında Walter Scott’un romanlarını,
Tolstoy’un Savaş ve Barış’ını, Stendhal’in Parma
Manastırı’nı sayabiliriz. Bu türün önemli örnekleri arasında
Lesage’nin Gil Blas de Santilane’ın Serüvenleri, Defoe’nun
Talihli Metres’i, Thomas Mann’ın Dolandırıcı Felix Krull’un
İtirafları’nı sayabiliriz.
Duygusal Roman
İnsanın duygusal yaşamını yüksek ve özenli bir üslupla
betimleyen romanlardır. Bazen bu türde yazarın kendi
duygularıyla, okurun duygularını sömürmesi ön plana çıkar.
Laurence Sterne’in Fransa ve İtalya’da Hissi Seyahat adlı
eseri, Rousseau’nun romanları, Madame de La Fayette’in
Prenses de Cleves’i bu türe örnek gösterilebilir.
Gotik Roman
Gotik roman, İngiliz ve Amerikan romancılığına özgü bir
türdür. 18. yüzyılın akılcılığına karşı çıkan bir türdür.
Karanlık, korkutucu, çılgınlıklarla dolu bir ortamda geçen
kanlı, şeytani, büyülü olayları konu alır. Horace Walpole’un
Otranto Şatosu, Mary Shelley’in Frankenstein adlı romanları
bu türün örnekleridir. Gotik romanın günümüzdeki uzantıları
bilimkurgu ve fantastik roman olarak gösterilebilir.
Ruhbilimsel roman
Kişilerin ruhsal durumlarını ayrıntılarıyla çözümlemeye
çalışan romanlardır. Daha serinkanlı ve denetimli oluşuyla
duygusal romandan ayrılır. Abbe Prevost’un Manon Lescaut
adlı eseriyle Fransız edebiyatında açılan psikolojik roman
çığırı diğer ülke romancılarını da etkilemiştir. Paul
Bourget’in romanları da bu türe örnektir.
|