|
ÖYKÜ NEDİR?
Öykü bir gözlemden, izlenim ya da tasarımdan yola çıkarak bir olayın, bir durumun, bir kesitin bir an'in anlatımıdır denilebilir. İnsana ve insanın yaşamına dair her seyin belli bir zaman,mekan kavrami ekseninde yeniden tasarlanarak anlatimi öykünün özelliklerindendir.
Öykünün insanın varoluş serüvenine koşut bir yanı var.Bir anlatı türü olan öykü, bir olayın sözlü ya da yazılı olarak anlatılması.
-Aslı olmayan söz, olay. -Ayrıntılarıyla anlatılan olay. -Gerçek ya da tasarlanmış olayları anlatan düzyazi türü. -Belli bir zamanda ve yerde az sayıda kişinin başından geçen, gerçege uygun olaylar anlatılan ya da kişilerin karakteri çizilen roman türünden kısa yapıt...
Öyküye bu tür tanımlar da getirilse;öykünün insan yaşamının özüne dair ilk temel bilgilerin, olayların, olguların, durumların, anların,vb. aktarımında önemli bir işlevi olduğunu söyleyebiliriz. Bunların önce bir mesel, bir kıssa biçeminde dile getirildigini görürüz. Öykünün yazınsal bir tür olarak seçilişi, insana ve yaşama ait bir seyleri anlatmada bir araç olarak görülüsünden sonra gelir. Araç olma durumu, denilebilir ki; ilk nüvesini oluşturur. Sonrası aşama aşama gelişir. İvmesini de sözlü gelenekten alır. Sözle anlatılanların aktarımıdır bunlar da.
Batı'da,yazıya geçiş sürecinde; dahası,yazınsal kaynakların oluşma evresindeki ilk örnek Giovanni Boccacio'nun (1313-1375) Decameron Hikayeleri'dir (1348-1353).Bunu Geofrey Chaucer'in (1340-1400) Canterbury Hikayeleri (1388-1395).E.Th. A. Hoffmann'in (1776- 1822) Masallar'ina (Nachtstücke,1817;Die Serapionsbrüder,1821;Meister Floh,1822) gelinceye dek,öykünün tematik olarak pek geliskin bir düzeye erişmedigini görürüz. Hoffmann, anlatıya; yasanılanları aktarma, bunlarin serüven boyutunu göstermenin ötesinde; düs/gerçek ikilemiyle birlikte, anlatıcı - ben'i, yaşam/izler çevre ilişkisini getirir.
Türün 19. Yüzyildaki ilk özgün örnegini verecek olan Edgar Allan Poe (1809-1849), 1840'ta yayımladığı Grotesk ve Arabesk Öyküler'de yer alan ürünleriyle öykünün anlatı kurallarını biçimleyen ilk örnekleri sunar. Öyküdeki üç birlik kuralını (giriş>gelişme>sonuç) ilk kez onun öykülerinde görürüz. Olay ve atmosferi öykünün odağı konumuna getirir, Poe. Dramatik bir yapı kurar. Poe, bu çıkışıyla, öykünün etkin/yaygın olmasını sağlar.
Puskin'in (1799-1857) Byelkin'in Hikayeleri (1831);Gogol'ün Masallar : Dikanka Yakinla- rindaki Bir Çiftlikte Aksam Toplantılari (1831);Prosper Merimee'nin (1803-1870) Mosque (1833);Nathaniel Hawthorne'un (1804-1864) Kizil Damga (1850),Yedi Çatili Ev (1851) adli yapitlarini türün bu dönemdeki etkileyici ürünleri olarak almak gerekiyor.
Mark Twain (1835-1910),Guy de Maupassant (1850-1893),Çehov (1860-1904), O.Henry (1862-1910),Gorki (1868-1936),Somerset Maugham (1874-1965);Jack London (1876-1916),James Joyce (1882-1941),Yaroslav Hasek (1883-1923), Katherine Mansfield (188-1923),Ernest Hemingway (1897-1962) gibi yazarlar ise;yine öykünün gelismesinde,yazinsal tür olarak yayginlasip etkileyici düzeye erismesinde hep öncül olmuslardir.
Bütün bu oluşumlar, gelişmeler dünya yazınını biçimlerken, bizdeki/ Dogu'daki gelenegi de epeyce ötelere, destanlara, Birbir Gece Masallari'na ; Nasrettin Hoca fıkralarına, Dede Korkut ve meddah hikayelerine; uzanan öykünün daha çok ""hikaye anlatma"" geleneginden dogdugunu görürüz. Bu gelenegin tarihi ise eskilere dayanir. Yazıya geçirilmis "hikaye"lerin (Battal-name,Letaif-name,Danismend-name,Anter-name,Tuti-name,Hamza-name,Ebu Müslim,bir de menkibeler) buna kaynaklık ettigini söylemeliyiz.
Öykünün,edebiyatimizda,Emin Nihat'in Müsameretname'sine (1872) gelinceye kadar, zengin bir geçmisi var. Müsameretname'de yer alan yedi öykü bütünüyle geleneksel anlatim özelliklerini içermekle birlikte, öyküleme, kisi/olay, mekan/yer/zaman ögelerini birarada vermesi bakimindan, yazinimizda, öykünün Bati yazini etkisinde (Decameron Hikayeleri) yazilmis ilk örnegidir.
1900'lü yillara gelindiginde,baslangiçta bu alanda pek yol alindigi söylenemez.Otuz yillik süreçte Ahmet Mithat'in (1844-1912) Letaif-i Rivayat (1870-95) dizisindeki ""kissadan hisse"" öykülerinin yani sira,Samipasazade Sezai,Recaizade Mahmut Ekrem,Nabizade Nazim,Halit Ziya Usakligil,Hüseyin Cahit Yalçin,Ahmet Hikmet Müftüoglu gibi yazarlarin ürünlerine rastlariz.
Degisim süreci kipirtilarinin yasandigi bir dönemdir. Yazinimizin Bati'ya dönük yüzü, alisverisi yeni kazanimlar getirir. Ama bunun daha da önemlisi,uluslasma bilincinin eyleme dönüsmesiyle,""yeni edebiyat"" anlayisinin ortaya çikisiyla yazinimizda yeni bir boyut açilir.Ömer Seyfettin ve arkadaslarinca (Ziya Gökalp,Ali Canip Yöntem) baslatilan bu edebi hareket kisa sürede kabul gören düsünce hareketine dönüsür.Bu grupça Selanik'te çikarilan ""Genç Kalemler"" dergisiyle,bir anlamda,bu hareketin öncülügünü yapmaktadirlar.
Ömer Seyfettin,dergide yer alan,bu atilimin manifestosu sayilabilecek ""Yeni Lisan"" yazi- sinda,""milli ve tabii bir lisan""in kaçinilmazligini vurgularken,""milli edebiyat""in da ancak ""yeni bir lisan""la olabilecegini dile getirerek söyle der :""Simdi yeni bir hayata,intibah devresine giren Türklere yeni,tabii bir lisan,kendi lisanlari lazimdir.Milli bir edebiyat vücuda getirmek için evvela milli lisan ister.Eski lisan hastadir.Hastaliklari,içindeki lüzumsuz ecnebi kaidelerdir. Evet, simdi lisanimizda Arabi ve Farisi kaideleriyle yapilan cem'ler,terkib-i izafi,terkib-i tavsifi,vasf-i terkibiler yasadikça saf ve milli addolunamaz. Bu lisani kimse anlamaz.""(1911)
Iste bu düsüncelerle yola çikilarak baslatilan atilim, öykücülügümüzün gelisiminde çagdaslasmaya dönük ilk örnekleri getirir. Bunu da ilk önce Ömer Seyfettin'in öyküle- rinde görürüz. Sonra Memduh Sevket Esendal,Refik Halit Karay,Hüseyin Rahmi Gürpinar,F.Celalettin,Yakup kadri Karaosmanoglu,Halide Edip Adivar,Osman Cemal Kaygili,Selahattin Enis, Kenan Hulusi... Bu yönelimde, "memleket gerçeklerini dile getiren"" ürünler verirler. Andigimiz yazarlar,bu dönemin,ilk öykücüler kusagini olus- turmaktadirlar.
Öykücülügümüz,1930'lar sonrasi ise,artik yol alma/gelisme yönünü tutmustur. Sait Faik'lerden Sabahattin Ali'lerden Vüs'at O. Bener'lere Orhan Kemal'lere uzanan çizgi yeni bir oylum getirmistir.Gelinen bu yer önemlidir. Öykücülügümüzün dönüsüm/degisim çizgisi asil buradadir.
Öykücülügümüzün asil ivme kaynagini 1940'lardan 1950'lerin sonuna deginki süreçte ürünler veren öykücüler kuşağı oluşturmaktadir.
Sadri Ertem,Kemal Bilbasar,Umran Nazif ,Ahmet Hamdi Tanpinar, Samet Agaoglu,Aziz Nesin,Haldun Taner,samim Kocagöz, Tarik Bugra, mehmet seyda,Oktay Akbal,Kemal Tahir,Rifat Ilgaz,Feyyaz Kayacan,Necati Cumali,Zeyyat Selimoglu, Yasar Kemal,Nezihe Meriç,Fakir Baykurt,Muzaffer Buyrakçu,Bilge Karasu,Tarik Dursun K.,Leyla Erbil,Tahsin Yücel,Orhan Duru,Adnan Özyalçiner,Demirtas Ceyhun,Erdal Öz,Demir Özlü,Ferit Edgü,Onat Kutlar,Mehmet Basaran,Talip Apaydin,Bekir yildiz,Sevgi Soysal,Füruzan,Necati Tosuner, Selim Ileri,Adalet Agaoglu,Nedim Gürsel,Hulki Aktunç, Muzaffer Izgü, Selçuk Sbaran,Osman Sahin,Tezer Özlü,Inci Aral,Ayla Ktulu,Nazli Eray,Mustafa Balel,Necati Güngör,Ayse Kilimci,Nursel Duruel,Pinar Kür,Erendiz Atasü,Sulhi Dölek, Feyza Hepçilingirler,Isil Özgentürk,Feride Çiçekoglu,Mahir Öztas,Ahmet Yurdakul,Ülkü Ayvaz,Buket Uzuner,Murathan Mungan,Cemil Kavukçu,Mario Levi,Jale sancak,Özcan karabulut, Ayfer Tunç...sözünü ettigimiz süreçte ürünler veren öykücüleri olarak öne
çıktılar.
|